Millet İttifakı neden ve nasıl kaybetti? Siyaset bilimci Kalkan Patronlar Dünyası’na anlattı

Siyaset Bilimci Dr. Nurettin Kalkan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı’nın neden ve nasıl kaybettiğini Patronlar Dünyası için analiz etti. 5 maddede Millet İttifakı’nın stratejik hatalarını anlatan Kalkan, “Sadece CHP ve İYİ Parti değil, masadaki tüm partiler post-Erdoğan dönemini iştahla beklemeye başladı ve kazanımlarını olabildiğince genişletmeye odaklandı. Ne var ki hiçbir parti bu dürtüsünü paylaşmaya cesaret edemedi. Aslında bu, siyasetin tabiatına uygun bir arzuydu fakat kendilerini konumlandırdıkları ulvî pozisyon bunu kamuoyu önünde açıkça tartışmalarına izin vermiyordu. İşte bu noktadan sonra perde arkasında yürütülen fiskos siyaseti başladı” dedi.

İşte Dr. Nurettin Kalkan’a göre Millet İttifakı’nın kaybetmesinin nedenleri:

1- Düğmenin yanlış iliklendiği ilk yer 2018 ve 2019 seçimlerinde deneyimlenen ve görece başarılı da olan Millet İttifakı projesinin, 2022 yılında Altılı Masa formasyonuna evrilmesidir.

Millet İttifakı’nın gerek 2018’deki (CHP-İYİ-SP-DP) gerekse 2019’daki (CHP-İYİ-DP) formasyonlarında eldeki siyasî gücün ağırlık merkezleri ve partilerin bu güçten alacakları politik hissenin miktarları netti. Üstelik birlikte iki seçim geçiren partiler ortak çalışma kültürü edinmişlerdi. En önemlisi de aralarındaki hiyerarşik ve fonksiyonel düzen de belliydi. Buna göre, CHP başrol oyuncusu idi. Yardımcı aktörlük İYİ Parti’nin uhdesindeydi. SP karakter oyuncuydu, DP ise figüran. CHP, Millet İttifakı’nın lokomotifiydi. İttifak’ın ihtiyaç duyduğu oy yükünü sırtlıyor. İYİ Parti de bu konuda CHP’ye ciddi katkı veriyordu. Yine İYİ Parti ve SP, iktidarın CHP özelinde yaptığı “CHP=HDP=PKK” propagandasını savuşturuyordu. DP ise tarihsel bir semboldü. AK Parti’den ayrılarak kurulan DEVA ve Gelecek partilerinin ittifaka katılımı ise tüm dengeleri altüst etti.

“DEVA VE GELECEK PARTİLERİ İYİ PARTİ’NİN MİLLİYETÇİ KALKANINI AŞINDIRDI”
Hatırlayın; Altılı Masa’nın mesaisinin resmen başladığı Şubat 2022 itibarıyla Millet İttifakı’nın ne olduğu yahut ne olacağı sorusu kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmadı. Özellikle DEVA ve Gelecek partilerinin benimsedikleri post-Kemalist söylem ve kurucu değerlerle kavgalı siyasaları, İYİ Parti’nin cumhuriyetçi ve milliyetçi kalkanını aşındırdı. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun da cumhurbaşkanı adaylığını garanti altına almak için bu partilere gereğinden fazla alan açması, bu iki partinin siyaset anlayışlarının Masa’da egemen olmasına, İYİ Parti’nin temsil ettiği değerlerin ise kızağa çekilmesine sebep oldu. İşte HDP’den alınan desteğin 2019’da sorun olmayıp 2023’te göze batmasının ve milliyetçi-muhafazakar seçmen tarafından cezalandırılmasının bir sebebini de burada aramak gerek. Kuşkusuz bunda başka etkenler de var. Ancak DEVA-Gelecek hattının post-Kemalist politik jargonu ve CHP’nin buna müzahir tutumu, milliyetçi-muhafazakar seçmendeki İYİ Parti’nin, Masa’nın sigortası olduğuna yönelik inancı zedeledi.

2- Muhalefetin yaşadığı fiyaskonun diğer bir nedeni ise Altılı Masa’nın kendi idealleri ile Türkiye’nin gerçekleri arasındaki uçurumu bir türlü görememesi yahut görmek istememesidir.

Esasen parlamenter sisteme geçiş amacı, 6 partinin bir araya gelmesi için iyi bir başlangıç noktasıydı. Ancak Masa elitleri bu somut politik amacı, her şeyin üzerinde olan mutlak bir tin hâline getirdi ve bütün aktüel konular bu aşkın fenomen karşısında önemsizleştirildi. Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı bir yana; söz konusu 6 partinin seçime hangi şeklî esasla gireceği, seçim kampanyasının nasıl yapılacağı vs. gibi çok temel siyasî hususlar, Masa’nın toplantılarının hiçbirisinde doğru dürüst mevzubahis olmadı.

MASA “ULULAR MECLİSİ” GÖRÜNTÜSÜNE BÜRÜNDÜ

Masa, seçimleri kazanmaya çalışan bir ittifaktan ziyade güya hakikati tesis etmeye çalışan bir “Ulular Meclisi” görüntüsüne büründü. Bu sözde mukaddes durum, Masa üyesi siyasetçilerin de birer aziz olarak kodlanmalarına yol açtı. Parmenides’ten beri yorumlanan hakikat ve siyaset çatışması sürekli göz ardı edildi. Muhalefet en büyük hatayı da kendi ideali ile Türkiye’nin reeli arasında saf bir aynılık olduğunu zannederek yaptı. Kamuoyunun somut siyasî konulara yönelik soruları hep geçiştirildi. Masa, siyaset olgusuna o kadar yabancılaşmıştı ki, güçlendirilmiş parlamenter sistemi, Asteriks’in içtiği sihirli kudret şurubu gibi sunmak dışında Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunlarına dair vatandaşı cezbeden bir şey de üretemedi. Masa toplantılarını düşünelim; kamuoyuyla paylaşılan PDF dokümanlarında yazan hususların kaçı sıradan vatandaşın ilgisini çekebilecek nitelikteydi?

2019 MODEL MİLLET İTTİFAKI İLE 6’LI MASAYI AYIRMAK GEREKİYOR

Seçim kazanmak için bir araya gelmiş muhalif bir bloktan ziyade zaten kazanılmış seçime giden ve bu “kazanılmış” seçim sonrasının planlarını yapan dağınık bir ittifak görüntüsü verildi. Bu noktada 2019 model Millet İttifakı ile 2022 kasa Altılı Masa’yı birbirinden ayırmak gerekiyor. 2019’daki Millet İttifakının amacı yerel seçimleri kazanmaktı ve ülke gerçeklerine göre siyaset yapıyordu. 2022’nin Altılı Masa’sı ise bir hakikat inşasına girişti. Kökenleri çok eski bir maziye uzanan toplumsal önyargıların bertaraf edilmesinden tutun da ülkedeki siyasal kültürün kusurlu yönlerinin değiştirilmesine kadar nerede çetrefilli ve ortalama seçmenin umursamayacağı mesele varsa Masa onları öncelikli ajandasına kaydetti. Diğer bir ifadeyle muhalefet 2023 seçimlerini kesin kazandık zannıyla amel edip seçim sonrasının hesabını gütmeye başladı. Halbuki tek yapmaları gereken söylem/eylem tutarlılığı konusunda asgarî bir ahengi tesis edebilmek, memleketin somut sorunlarını dile getirmek ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini sıralamaktı.

3- Seçimlerin kaybedilmesindeki bir diğer önemli neden ise en hayatî konunun, cumhurbaşkanı adaylığının çok geç bir tarihe bırakılması ve Kılıçdaroğlu isminin toplumsal rızadan yoksun bir şekilde aday olarak takdim edilmesidir.

“Erdoğan kesin kaybedecek” güdüsü, 6’lı Masa’daki partilerinin özellikle CHP’nin ve İYİ Parti’nin asgarî müşterekte buluşmalarını zorlaştırmış; bu iki partinin alttan alta koz yükseltmeye başlamasına sebep olmuştu. Unutmayalım ki, “ittifak” zordan doğmaktaydı. Sadece CHP ve İYİ Parti değil, Masa’daki tüm partiler post-Erdoğan dönemini iştahla beklemeye başladı ve kazanımlarını olabildiğince genişletmeye odaklandı. Ne var ki hiçbir parti bu dürtüsünü paylaşmaya cesaret edemedi. Aslında bu, siyasetin tabiatına uygun bir arzuydu fakat kendilerini konumlandırdıkları ulvî pozisyon bunu kamuoyu önünde açıkça tartışmalarına izin vermiyordu. İşte bu noktadan sonra perde arkasında yürütülen fiskos siyaseti başladı. Altılı Masa kendine atfettiği erdemlilik hâli ile siyasetin pragmatizmi arasında eğreti bir yerde kalmıştı. Bu vaziyet, Masa’nın somut ve hayatî meseleleri açıkça tartışmasına mani oldu. Süreç artık bir tür yapıcı muğlaklık ile yürütülüyordu. Gümbürtünün koptuğu son toplantı hariç daha önceki 12 buluşmada kamuoyu ile paylaşılan metinlere lütfen bir kez daha bakın. Muğlaklığın tekrarından başka bir şey göremezsiniz.

PASTADAN ALINACAK DİLİMİ BÜYÜTMEYE UĞRAŞMAK DAHA CAZİP GELDİ

Masa, bir yıl boyunca toplandı ama seçimlere dair hiçbir somut başlıkta ilerleme kaydedemedi. Nasılsa Erdoğan her halükarda kaybedecekti. Bu yüzden seçimlere dair hususları konuşmak yerine seçim sonrasının planını yapmak ve sofraya gelecek pastadan alınacak dilimi büyütmeye uğraşmak daha cazipti.

Hesap edemedikleri ise şimdiye kadar açıkça konuşamadıkları yahut geçiştirdikleri meselelerden günü geldiğinde kaçamayacaklarıydı. En hayatî konu son dakikaya bırakıldı. Halbuki adaylık bahsi daha önce ve şeffaf bir şekilde ele alınmalıydı. Böylelikle bu konu özelinde partiler arasında ihtilaf çıksa bile bunun aşılması için gerekli zaman ve müzakere kültürüne de sahip olunabilirdi. Diğer bir ifadeyle Masa çatışma ve bu çatışmaları aşacak diyalog tecrübesi kazanamadı. Nihayetinde de 3-6 Mart arasında patlak veren adaylık krizi doğru dürüst tartışılmadan, partilerin tabanları tatmin edilmeden ve muhalif toplumun rızası alınmadan adeta yangından mal kaçırma operasyonuyla aşıldı. Daha doğrusu aşıldığı zannedildi. Üstelik bu süreçte muhalif blokun CHP’den sonraki en güçlü aktörü olan İYİ Parti fazlasıyla örselendi. İYİ Parti tabanının seçimlere dönük motivasyonunun yeniden sağlanması ile kolay olmadı. Ekonomi başta olmak üzere birçok konu başlığında ciddi meydan okumalara maruz kalan bir iktidara karşı, muhalefetin adayını kamuoyuna adeta bir düğün bayram havasında sunması gerekirdi. Ancak yukarıda zikrettiğim yapısal sorunlar nedeniyle bu gerçekleşmedi.

4- Muhalefetin mağlubiyetinde yedi cumhurbaşkanı yardımcılığı modelinin seçmen tarafından bir kakafoni gibi algılanması ve seçim kampanyasının yanlış yürütülmesi gibi faktörler de bulunmaktadır.

Başkanlık tipi hükûmet sistemleri, seçmende demokrasiye yönelik ilkel bir algı yaratmasıyla öne çıkan modellerdir. Yani tek kişinin yöneteceği inancını toplumda hakim kılar. Bu handikap başkanlık sistemiyle yönetilen hemen hemen her ülkede gözlenir. Oysa başkanlık sistemlerinde de yargı, yasama ve birtakım denetleme mekanizmaları ve seçilmiş başkana icrada eşlik eden kurumlar bulunmaktadır. Ancak sistemin doğasından ötürü bu mekanizma ve kurumlar seçmen tarafından pek önemsenmez ve bütün ilgi ve dikkat başkan adayının şahsına yönelir. Millet İttifakı’nın seçim kurgusunda yer alan beş parti genel başkanının ve bunlara ek olarak iki büyükşehir belediye başkanının da cumhurbaşkanı yardımcısı olarak göreve geleceği fikri, özellikle kararsız seçmen tarafından satın alınmamıştır. Diğer bir ifadeyle Millet İttifakı’nın seçim kurgusu, mevcut hükûmet sisteminin doğasına uygun düşmemiştir. Dolayısıyla günün sonunda seçmenin önünde iki alternatif kalmıştır: Her ne kadar iktisadî anlamda son dönemde kötü bir performans sergilese de geçmişinde başarılar bulunan Recep Tayyip Erdoğan ve icraatçı yönüne dair henüz hiçbir şey bilinmeyen Kemal Kılıçdaroğlu. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazandığı takdirde atayacağı yedi cumhurbaşkanı yardımcısıyla uyum sağlayıp sağlamayacağı muğlaktır. Yani seçmen Kılıçdaroğlu’nun yönetim anlayışını, Millet İttifakı birleşenlerinin iddia ettiği gibi ortak akıl şeklinde algılamayıp bir kaos, bir kakafoni olarak görmüştür.

MİLLET İTTİFAKI KAMPANYASINI KARARLI SEÇMENLER ÜZERİNE KURGULADI

Seçim sath-ı maili boyunca Millet İttifakı teknik anlamda çok yanlış bir kampanya yürütmüştür. Şöyle ki seçim kampanyalarının üç farklı muhatabı vardır: kararlı seçmen, kararsız seçmen ve apolitik seçmen. Millet İttifakı neredeyse bütün mesaisini ilk grup üzerinde harcamıştır. Kılıçdaroğlu’nun Twitter’da paylaştığı videoların, zaten ikna olmuş seçmeni tekrar konsolide etmekten başka hiçbir işe yaramadığını iddia etmek asla mübalağa olmayacaktır. Buna mukabil muhalefetin ülkedeki sorunlara dair politika önerilerinin, AK Parti’den uzaklaşmış kararsız seçmenlere ve apolitik seçmenlere layıkıyla ulaştırıldığını söylemek güçtür. Millet İttifakı’nın daha konvansiyonel bir kampanya tatbik etmesi gerekirken sosyal medyaya öncelik vermiştir. Yerel medya organlarına verilen reklamlar, parti teşkilatlarının taşradaki saha performansları, kampanya afişlerinin Anadolu kentlerindeki görünürlük düzeyleri son derece cılız kalmıştır. Ayrıca Kılıçdaroğlu, meşhur videolarında dile getirdiği vaatlerini miting meydanlarında yeteri kadar tekrar etmemiştir. Bir gün önce sosyal medyada paylaşılan bir videoda öne sürülen seçim vaadinin, ertesi gün yapılan mitingde esamisi bile okunmamıştır. İyi bir seçim kampanyasının olmazsa olmazları arasında bulunan sadelik, süreklilik ve tekrar gibi hususlar ihmal edilmiştir.

5- Bu seçimlerin kaybedilişindeki en önemli sebeplerden biri de Kılıçdaroğlu’nun anti-Erdoğancı söylemidir.

Türkiye’de yükselen bir anti-Erdoğancılık var fakat bu anti-Erdoğancılığın muhatap olduğu çoklu temsil sorununu da es geçmeyelim. Yani hakiki anti-Erdoğanist kimdi? Muharrem İnce miydi, Ümit Özdağ mıydı, Sinan Oğan mıydı, Kemal Kılıçdaroğlu muydu? Ana akım muhalefetin lideri konumunda bulunan Kılıçdaroğlu’nun işte bu mühim noktayı kavrayamadı.

MUHARREM İNCE’NİN CHP MEDYASI TARAFINDAN TAŞLANMASINA ENGEL OLMADI

Dahası kampanya boyunca gayet müşfik bir profil çizen Kılıçdaroğlu, eski rakibi ve mesai arkadaşı Muharrem İnce’nin, CHP medyası tarafından taşlanmasına engel olmadı. Zira Kemal Bey’in adaylığı siyasî bir tercihten öte kendisini muhalif olarak tanımlayan herkesin kabul etmesi gereken ahlakî bir ödeve dönüştürüldü. Bu durum Kılıçdaroğlu dışındaki diğer muhalif figürler etrafında kümelenen seçmen ile Millet İttifakı arasında günden güne genişleyen bir paravan çekti.

ERDOĞANCILIĞIN HALA ÇOK GÜÇLÜ OLDUĞU HESAP EDİLMEDİ

Öte yandan Kılıçdaroğlu, kampanyasının ağırlık merkezini yükselen anti-Erdoğancılığa verirken, Erdoğancılığın hâlâ çok güçlü olduğunu hiç hesap edemedi. Daha açık ifade etmek gerekirse Türkiye’deki seçmen kütlesi kabaca dört gruptan müteşekkildir: muhafazakarlar, sekülerler, milliyetçiler ve Kürtler. Erdoğan ise bu dört gruptan üçünün oylarını almış ve onlarla zaman zaman duygusal bağlar kurabilmiş bir siyasî portredir. Eğer siyasî diskurunuzu salt anti-Erdoğancı bir yerden kurgular ve bunun tüm zikzaklar için yeter bir kamuflaj olduğunu zannederseniz, ilk yalpalamanızda Erdoğan en az bir kümeye ehven görünür. Nitekim göründü de… Yani Kılıçdaroğlu’nun, -diğer muhalif aktörleri ötekileştiren- ahlakçı ve anti-Erdoğancı söylemi, muhalif seçmen ve küskün iktidar seçmeni arasında bir bütünleşme sağlayamadığı gibi muhalif seçmeni de kendi içerisinde böldü. Şunu da vurgulamak gerekir ki bir siyasî olarak Kılıçdaroğlu profili, Erdoğan’ın anti-tezi anlamına da gelmiyordu. Dolayısıyla salt anti-Erdoğancı siyaset, Kemal Bey’in yalnızca sosyal medyada daha fazla etkileşim almasına yardımcı oldu. Farklı seçmen gruplarını kendisine yönlendirecek politik menfezleri yeteri kadar açmadı.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir